August 31, 2005

yolculuk

ISTANBUL

Istanbul’da bir sabah... Bogaz koprusunde usulca ilerliyor otobus. Yolcularin bir kismi hala uyuyor. Bir kismi (akilli olanlari) bogazi seyrediyor. En on koltukta oturuyorum. En sevdigim yer... Hatta yolculugun basinda daha rahat oturabilmek icin 1-2 numarali koltuktan bombos olan 3-4 numarali koltuga ‘yolda bir sey olursa sigorta parani odemez ha, haberin olsun’ diyen sofore aldirmadan oturmustum. Istanbul uyaniyor: Bir daha ne zaman gorecegim Istanbul’u? Gunler, haftalar, aylar girecek aramiza. Esenler adi verilen ve otogardan baska herseye benzeyen tuhaf bir yapinin icinde, daracik koridorlardan yukariya dogru tirmaniyoruz. Son bir kez canta kontrolu; muhtesem ikili: cuzdan ve anahtar tamam, yeni kozlarim: pasaport, ucak bileti, onlar da tamam. Inebilirim o zaman! Bagajdan valizlerimi aliyorum. Ikisi toplam 53 kilo. Sirt cantam, capraz canta(artik o icimizden biri)... Servis? Su kosedeki olmali. Beyaz ford transit. Icimde bir ses: hadi ‘artik heyecanlasana!!’ Icimde bir baska ses: ‘bosver heyecanlanmayi, ucagi kacirma, sonra bol bol heyecanlanirsin!` Gulumsuyorum. Sol caprazimdaki koltukta annesinin sag omuzunun uzerinden bana bakan bebek goruyor gulumsememi. O da guluyor. Nedense yalniz kalinca icimde bir makine gunun anlam ve onemine uygun komik seyler uretmeye basliyor, kendim calip kendim oynuyorum. Bak yine geldi: ‘- Pardon havaalani nerde?
-Ucak havaalani mi?’
Cem Yilmaz komik adam canim.. Off. Tamam. Saat kac? 6 olmali. O kadar sikisik ki servis sol elimi oynatamiyorum bile. En on koltugun tavanindan bir dijital saat sarkiyor. 6.15. ODTU-Kizilay dolmuslarindaki dijital saatler geliyor aklima. Dolmusa dis ticaretin onunden binersem ODTU kutuphane 7 dakika, trafik varsa 12 dakika. Yok Kizilay’dan binersem 15 dakika. Ezberlemisim hepsini. ‘Hocam iki kisi iletir misin?’ ‘Para ustu almayan var mi?’ ‘Bes milyon ikiyuz den bir kisi vardi hocam!’ Ben donunce ne kadar olacak dolmuslar? Bilmiyorum. Havaalanina giriyor servis. Ichatlarin onunden geciyoruz... Turk Hava Yollari... Orada da kadrolasiyorlar di mi? Turbanli hostes olur mu? Ucaklari kamusal alan ilan etmek istiyorum giderayak. Okay... Kamusal alandan Okay cagrisim yapiyor. Uyuyor simdi. Ucaga binmeden mesaj atarim. Bana el sallarkenki hali geliyor gozlerimin onune... Ulan Olimposta amma eglenmistik ama. ‘Gevanc, oluleri s...n lan yine!’ Emre: ‘Vallaha mi, saka yapiyon!’ Akarca-Seferihisar, ‘Emre sonunda yakaladin ahtapotu’ diyorum icimden. Emre, Okay, proje, yuzde otuz, acenta komisyon almasin, CHP, kurultay, ‘....senin agababalarin beni kaciramamis, sen kim oluyorsun...’ , mail gruplari, geyikler, mulkiyeliler, yuzde on servis parasi, kizlar, asik olunanlar, sohbet edilenler, fenerbahce.... tamam diyorum kendime. Cagrisimlarin sonu yok! Zaten servis de dis hatlarin onune geldi.
Iyi temizlemisler yerleri diyorum. Havaalanina girer girmez. Piril piril. Ilk guvenlik kontrolu. Saskinim biraz. Air France gisesini buluyorum. Gisenin onunde yasli bir kadin. Lubnanli. Sag ayagi hafif aksiyor. Goz goze geliyoruz. Kadin cat pat Turkce biliyor. Ayni ucakta oldugumuzu ogreniyorum. Beyrut’u gezmis midir bu kadin? Arka sokaklarini... Duvarlardaki Hizbullah grafitilerini gormus mudur? Gecen donem Ortadogu dersinin odevini yaparken icime isleyen Beyrut’a gitme hayali... Dogunun Paris’i.... 30 yaslarinda genc bir kadin elini tuttugu kucuk bir kiz cocuguyla giseye dogru yaklasiyor. ‘Paris flight?’ ‘Yes.’ Diyorum gulumseyerek. Birazdan gorevliler geliyor, sonra diger yolcular. Check-in islemleri... Hazirlikliyim... Ne demisti Hande? ‘Valizini sen mi hazirladin?’ Ben hazirladim diyorum gisedeki kadina, baska kim hazirlayabilir ki demeye calisarak. Annem hazirladi deseydim n’olcakti? Ucagin kalkmasina daha 1 saat 45 dakika var. Ogrenci islerinden binbir zorlukla aldigim yurtdisi cikis harcindan muafiyet belgemi gosteriyorum pasaport kontrole. Anlamamis gibi bakiyor. Sinirlenme diyorum icimden. Resmi Gazete’de bununla ilgili yazi vardi di mi? Emre’nin elindeydi bi ara, sonra Okay gruba gondermisti. Ahmet amca!!! Milli Egitim Bakanligi 5. veya 6. kat olmasi lazim. Sari kravat, pantolon gobek deliginin bir karis ustunde. Gulmemem lazim. Polis ikna oluyor sonunda. Yallah duty-free lere. Off, sabah sabah cimriligim tuttu. Hersey pahali geliyor nedense. Telefonumu son kez kullanayim diyorum. Biraz once pasaport kontrolun onunde Ozhan Canaydin vardi.. Okay’a bir mesaj. Transfer gorusmesi yapmaya gidiyorlar herhalde...
Disariya bakiyorum... Ucaklar, ucaklar, ucaklar... Neydi benimkinin kapasitesi? Boeing’di di mi? Cam kenarindayim. Kanat uzunlugu... Offf. Korktugum icin gidip butun detaylarina baktim ucagin. Neyse... Hareket saatine az kaldi. Babamla konusuyorum. Sira bana geliyor, ucus kartimi veriyorum. Biraz korkuyorum. Ama ilk ucaga binisimdeki korku gibi degil bu! Tedirginlik desem daha dogru. Ali Riza ne demisti? `sense of insecurity`. Hah ondan iste... ‘Bana bi parca sense of insecurity lutfen’ desem... Mesela su sarisin Fransiz hostese? Gene gulumsuyorum... Ucak kalkiyor. Istanbul. Kocaman bir Istanbul. Karmakarisik. Insanlar ise gidiyor. Kapalicarsi? Emre, donuste bir daha geliyoruz buraya diyorum icimden. Hem de dovizlerle. Bi Istiklal bi Kapalicarsi, bi Istiklal bi Kapalicarsi. Kucagimizda paralar... Saray muhallebicisinde tatli yemek istiyorum... Sakizli olanindan, ustu meyveli. Siddetle!!! Akay? Saykodelik ogeler iceren muzikler... Istanbul kayboluyor... Seni cok ozleyecegim Turkiye, hem de cok.

PARIS

Alcaliyoruz. Fazla vaktim yok. Hemen Delta ucaginin kalkacagi terminale gitmem lazim. Havaalinin icinde cobus var. Anonslar hep Fransizca. ‘Bunlar ingilizceyi sevmez pek’ diyor yanimdaki kadin. O da Fransizlari pek sevmiyor anlasilan. Bunlar? ‘Otekiler’! Havaalaninda calisanlarin cogu zenci. Otobus soforu, asansoru gosteren kiz, guvenlik gorevlisi, temizlikciler... Havaalaninda calisanlarin birazi beyaz: Pilotlar, hostesler, gise mudurleri... Fransiz somurgeleri: Cezayir! Afrika... Havaalani cogunlukla Afrika, biraz da Avrupa! Ben nerdeyim? Her yerdeyim, hicbiryerdeyim.
Sevinc’e mesaj atayim diyorum. Sifir kontorum var ama eksi yirmiye kadar turkcell sagolsun.. O da ne? Bir mesaj attik -12 kontur! Yuhh. Yemek yemek istemiyorum. Valizler? Onlari Atlanta’da alacagim. Guvenlik kontrolu. Kisa bir sorgulama: ‘Who paid for your ticket?’
‘My family.’
Salak salak ne bakiyorsun suratima. Babamin oglu musun? Diyemedim tabi adama. Niye boyle yerlerde cabuk sinirleniyorum? Ingilizce de ‘sana ne’ ne demekti? Neyse, bu kontrol de bitti. Ucaktayim. Tekrar. Excuse me, Could you give me a piece of sense of insecurity please? Gulebilirim artik.
Ucagin kanatlari ikna edici. Ben kolay kolay dusmem diyor. Neydi bunun modeli? 777 olmasi lazim. Bir saatlik rotarla havalaniyor ucak. Uyumak istiyorum artik. Ama gozlerimi kapatir kapatmaz... Ah o sense of insecurity var ya! Bari okyanusa kadar uyuyayim. Sonra nasil olsa uyuyamayacagim. Aciktim! Birdenbire. Ya boyle kiymali borek gibi bir sey var midir acaba? Icinde kus uzumu olan. Salaklasma! Aclik iyice bastirmadan uyumaliyim. Hoscakal Fransa.


ATLANTA

Yok boyle bir sey! Bu kadar mi buyuk olur bir havaalani. Otoparki bugune kadar gordugum en buyuk otopark. Saskinim. Cok uykum var. Ama burada gunesin batmasina daha 2-3 saat var. Kontroller, aramalar. Neydi o formdaki sorular! Hic silahli catismaya katildiniz mi? Nukleer, biyolojik, kimyasal silah vs. vs. Valizlerim. Bantin ustunde donuyorlardir simdi. 53 kilo. Uykum saskinligimi bastiriyor. Offf, daha bir ucak daha var. Valla, en kulusturu bile olsa kararliyim. Uyuyacagim bu sefer. Asagi kata inip 8-9 tane donen bantin arasindan valizlerimi buluyorum. Simdi ic hatlar. Su koseye uzanip uyumak istiyorum. Bosver ic hatlari ya. Uykum acligimdan fazla... Herseyden fazla. Amerikada miyim? Hic farketmez... Could you give me a piece of sleep please? Ha,ha...
Valizlerimi nereye verecegimi soruyorum. Burada sistem Istanbul’daki gibi degil. Valizleri ortak bir noktadan veriyorsunuz. Onlar daha sonra ayiriyorlar. Tabii bunu Oklahoma City’de anladim. Ben saskin saskin valizlerimi nereye verecegimi dusunup, uykulu gozlerle etrafa bakarken zenci bir kadin valizleri elimden kapip yuruyen banta koyuverdi. Olamaz!! Ya nereye gidecegimi bilmiyor nasil alir ya valizlerimi. Valla hangi Ingilizceyi kullanirsan kullan o valizleri gittikleri yerden cikaramazsin. Off, tam geldik derken. Yukariya cikip Delta ofisini buluyorum. Olayi gorsel efektlerle destekleyerek anlatiyorum. Adamlar Oklahoma City’de valizlerimi alacagimi soyluyorlar. Hic ikna olmadim. Kayip kilo basina ne kadar para oduyordu havayolu? 50 dolar miydi? 53 carpi 50... Yok ya kurtarmaz icindekileri. Neyse dedim olan olmus bir kere. Kaybolduysa soguk su icersin ustune. Pardon, niye burda calisanlarin hepsi zenci? Yeni farkediyorum. Fransa’dakinden daha fazla. Cok daha fazla. Zenciler beyazlarin esyalarini tasiyor, zenciler tekerlekli sandalyede beyazlari tasiyor. Havaalaninin butun yukunu zenciler tasiyooor! Bir kez daha pardon, bu insanlar niye bu kadar sisman? Terminalde ortalama agirlik en az 100 kilo. Yillardir Burger King ve McDonalds’tan yemek yiyorlar herhalde. Mesela su ilerdeki kadin yarin kalp yetmezliginden olebilir. Havaalaninda A-B-C diye G ye kadar giden terminaller var. Her terminalin arasinda metro calisiyor. Terminallerin icinde de kucuk arabalar var. Tabii ki soforler zenci, tabii ki beyazlari tasiyorlar!! C terminalinde Martin Luther King’in heykeli var. ‘Equal rights’ Yalan diyorum kendi kendime. Ulan ayrimciligin, irkciligin bu kadari... Martin Luther King Jr. Heykelinin gozunun onunde oluyor butun bunlar. Nefret ettim Atlanta havaalanindan. Beyaz iscilerin de tekerlekli sandalyedeki siyahlari tasiyacagi zamanlar cok uzak degildir umarim diyerek metroya bindim, Oklahoma City ucagina gitmek icin.
Oturursam uyuyacagim biliyorum. Ve ucak kacacak. Turkiyeyi aramaya calisiyorum. Telefonlari kullanamiyorum. Burada saat aksam 10 olmali. Saatlerdir yollardayim, havadayim! Valizler? Aklima son bir cilginlik geliyor. Ucagin kalkmasina yarim saat var. Ucak hemen onumde. Aramizda sadece bir cam var. Piste inip valizlerimin gelip gelmedigini kontrol etmek istedigimi soyluyorum gisedeki zenci, sisman kadina. Afalliyor. Piste inmek isteyen bir yolcu? Gecenin bu saatinde. Uykuluyum, sinirlerim bozuk. Valizleri gormezsem olmaz. Kadin ‘hayir’ diyor. O zaman siz bakin diyorum. Yoksa hakkaten kapiya dogru gidecegim. Sesimi biraz yukseltiyorum. Elindeki telsizle Ingilizce’nin hangi aksani oldugunu cikaramadigim ve tek bir kelimesini dahi anlamadigim bir dille asagidaki gorevlilere bir seyler soyluyor. Biletime bakip adimi heceliyor. Tamam, valizlerim ucakta. Artik rahatim. Biraz ilerde yan yana iki tane pist gozukuyor. Her otuz saniyede bir ucak kalkiyor. Sadece 1 pistten! Ucaklari saymayi birakiyorum. Bir anons... Oklahoma City ucagi kalkiyor. Uyuyorum.


OKLAHOMA CITY

Sehir gece havadan cok guzel gorunuyor. Isil isil... Ve alabildigine genis. Apartmanlar yerine mustakil evler var. Tek bir dag, tepe gozukmuyor. Alabildigine genis bir duzluk. Tabi adamlar da cetvelle cizerek boyle bir sehir yapmislar. Havaalani kucuk. Artik baska ucus yok. Uykum vaaaaaar. Uyumak istiyorum, ruyamda ‘could you give me tons of america please?’ derken yakalarim belki kendimi!

I am in USA! / Amerika'dayim!

"Native America" Oklahoma Eyaleti'ne kayitli arabalarin plakalarinda bu yazi var. Eskiden yerlilerin yasadigi topraklardayim. Onun icin bu fotografla baslamak istedim. Yanimda gordugunuz bir kizilderili. Hem de kabile sefi! Fotograf cekilmeden once kendi kabilesinin danslarini sundu. Daha sonra da hot dog'unu (sosisli sandvic) yiyip kolasini icti!

my room / odam

Odam. Cati katinda, kucuk, sevimli, gunes goren bir oda...

Cowboy

Oklahoma State University'nin sembolu kovboylar! Yukarida heykelini goruyorsunuz. Ikinci siluet fotograf calismami yapmaya calistim. Sanirim basardim!

rodeo

Oklahoma eyaletinin ekonomisi diger eyaletlere nazaran daha cok tarima dayali. Bu onlarin yasam bicimlerini de etkiliyor. Tabii ki rituellerini de .Yukaridaki fotografi Ponca City'deki rodeo festivalinde cektim.

rodeo express :o)

Ponca City'de kadinlar da cok guzel at biniyorlar. Yukarida gordugunuz gibi. Fotografi arkadasim Julian cekti.

slip sliding!

Oklahoma State University'de kaldigim yurt, okulun hareketli mekanlarindan biri. Her ay degisik etkinlikler yapiyorlar. Fotograf beach-bash isimli etkinlikten. Yukarida slip sliding denen oyunu goruyorsunuz. Buyuk cop torbalarini yere sabitleyip sonra da ustlerine kaygan maddeler ve degisik deterjanlar doktukten sonra yapmaniz gereken tek sey mayonuzu giymek, hizlica kosmak ve torbanin uzerine kendinizi birakmak!! Bunu Turkiye'de de yapmak lazim.

i am slippiiiing! / kayiyoruuumm!

Baktim bu slip-sliding super bir sey, ben de yapayim bari dedim. Buralara kadar geldik, bunu yapmadan gidersek olmaz di mi :o) Sol taraftaki siyah pistten kayan benim! Sag taraftaki ise yurttan arkadasim Katty.

stillwater

Uyanamiyorum bir turlu… Sabah on, onbir.... Sonra aksamustu birden uykum geliyor, sonra gece ucte dikiliyorum tekrar ayaga. Jet-lag bu olmali! Neyse, 2 gune kalmaz gecer ya da en azindan ben oyle umuyorum. Odam tek kisilik. Gercekten cok guzel bir oda, cati katinda, gunes goruyor. Koridorda simdilik kimsecikler yok. Daha okulun acilmasina da epey zaman var.
Resepsiyondakilerle tanisiyorum hemen. Onlar da ogrenci. Matt, Mitchell, Cassie, Katty, Daniel... Yurt gercekten cok buyuk. Merkez, dogu ve bati olmak uzere 3 bolum.
Su jet-lag bi gecse de kampusu gezsem diyorum. Nitekim 2 gunde kendimi toplayip cikiyorum disariya.

Arabalar
Otopark? Araba galerisinden farksiz... Dodgelar, GMC ler, Porsche lar, Corvette’ler... Cogunlukla spor arabalar, jipler ve 4 x 4 pikaplar var. Turkiye’deki gibi klasik binek otomobilleri cok az. Conoco ve Texaco en buyuk petrol sirketleri. Petrol fiyati galon basina 2.5 dolar civarinda. Yani Turkiye’dekinden neredeyse 4 kat daha ucuz! Ucuz benzin araba seciminde en buyuk etken olsa da baska faktorler de var. Ornegin araba fiyatlari: Kampuste ‘1000$’ a evet bin dolara araba satiyorlardi. 30 bin dolara Porsche var. 8 bin dolara guzel bir jip alabilirsiniz! Ucuncu etken de yasam bicimleri. Stillwater’da(benim yasadigim sehir) ve oyle tahmin ediyorum ki ABD’nin genelinde de haftasonlari cok kiymetli. Hafta ici deli gibi calismanin yorgunlugunu hafta sonlari alisveris yaparak –ki ben ona cilginca tuketerek demeyi daha uygun buluyorum-ve bir yerlere kacarak degerlendiriyorlar. Bir ornek vermek gerekirse, Oklahoma Eyaleti’nin denize kiyisi yok. Ama eyalette bir kac tane gol var. Iste o bir kac tane gol sayesinde Oklahoma City hafta sonlari Monaco’yu andiriyor. Deniz urunleri cok ucuz vs... Yemeklere sonra gelecegim, arabalara donersek, ucuz benzin, ucuz araba ve hafta sonunu verimli bir sekilde degerlendirme cabasi araba modellerini de etkiliyor. Pikaplar goldeki tekneleri cekmek icin, motosikletleri koymak icin, market alisverislerinde kasayi doldurmak icin, jipler offroad icin, spor arabalar otobanlarda hiz yapmak icin cok ideal! Ve hafta sonlari arabaniz ya da arabasi olan bir arkadasiniz yoksa kampusu kesfetmekten baska careniz de kalmiyor. Tipki benim ilk 10 gun yaptigim gibi.

OSU (Oklahoma State University) –Stillwater Campus-
Kampus gercekten cok guzel. Gelmeden once haritadan baktigimda ODTU’ye kiyasla cok buyuk gelmisti gozume ama o kadar degil. Yine de hosca vakit gecirmek icin cok ideal. Kutuphanesi en favori yerim. Gercekten mimarisinden tutun icindeki milyonlarca kitaba kadar super bir kutuphane. Arada bir journallari karistirmak, hosuma giden dergileri alip kutuphanenin icindeki kafede okumak en sevdigim sey. Istediginiz makaleyi internetten bulup, yazicidan bedava cikti almak da hos! Bir de yeni cikan kitaplari sergiledikleri bolum var, burada uyanik olmak gerekiyor. Cunku yeni gelen kitaplar hemen kapisiliyor. Bu bolumden ‘Dying to Kill’ isimli, dunyadaki ve ozellikle Ortadogu’daki intihar bombacilarini ve bu eylemlerin karakteristik ozelliklerini anlatan bir kitap aldim. Ilginc bir kitap.
Spor merkezi de sevdigim yerlerden. Yuzme havuzu sabah 6.30’dan aksam 8’e kadar acik ki en cok buna sevindim. Fakat Amerikalilarin spor anlayislari biraz farkli. Erkekler genelde kaslarini gelistirmek icin aletli salonda, kadinlar da kilolarini eritmek icin yuruyen bantlarda ‘debeleniyorlar’. Karsilarinda televizyon, amerikan futbolu ve CNN izleyip habire yuruyen bantta kosuyorlar. Yeterince sikici(bence).
Bunlarin yaninda ogrenci topluluklarinin etkinlikleri de yaratici. Gece havuzda film izlemk gibi. Yani havuzun icinde! Madagascari oyle seyrettim: Dive-in the Movie!
Yurttaki elemanlarin duzenledigi slip-sliding de gorulmeye degerdi. Internet siteme koydum fotograflarini. Gerci slip-slidingten sonra uzerimdeki deterjanlari cikarmak icin 1 saat kadar dus almak zorunda kalmak can sikiciydi ama...
Okulun egitim sistemine gelince, daha okul acilali 3 hafta olmadi ama 4 tane odev teslim ettim desem yeterli olur herhalde sistemin nasil bir sey oldugunu anlatmak icin. Zor mu? Hayir kesinlikle degil ama surekli calisma istiyorlar. Yani son gune birakma gibi bir luksunuz yok. Hocalar gercekten iyi ders anlatiyorlar. Hele Ortadogu dersi aldigim Raymond Habiby isimli hoca. Adam butun Ortadogu ulkelerini gezmis, eski diplomat! 80 yaslarinda ve inanilmaz bilgili. Zaman zaman derslerde anlatilan konunun Turkiye’de nasil oldugunu ne gibi benzerlikler ve farkliliklar icerdigini anlatmami istiyorlar. Kisacasi sevdim dersleri. Umarim sinavlari da bu kadar sevecendir!!
Okullun kurallarini iceren bir gazete dagittilar ilk gunlerde. Hani bazen Amerikadan tuhaf yasalar filan diye haberler okuruz ya gazetelerde, iste okul kurallari da bir atkim tuhafliklar iceriyor. Sehrin muhafazakar yapisinin da etkisiyle olsa gerek karsi cinsle ilisiler butun ayrintilariyla duzenlenmis! Mesela, sinifinizdaki bir kiz arkadasiniza odanizda beraber ders calisma teklif ederseniz bu suc!
Okulun bir de gazetesi var: O’Collegian. Gunluk yayinlaniyor. Kampusteki etkinliklerden tutun da, futbol takimindaki bilmem kimin hangi sebeple polis tarafindan tutuklandigini anlatan haberlere kadar bir cok konuyu isliyor.

Insanlar
Benim bulundugum sehirde insanlar genellikle muhafazar. Bir cogu secimlerde Bush’a oy vermis. Bazi arabalarin arkasinda Bush’u destekleyen cikartmalar var. Kiliseler cok fazla. Evanjelikler, baptistler vs. Ama Oklahoma State University’de politik acidan daha kozmopolit bir yapi soz konusu. Iyi ki de oyle!
Disarida yemek yemek cok siradan bir aliskanlik. Evde cok fazla yemek yaptiklari soylenemez. Calisma tempolarinin bu durumun ortaya cikmasinda etkili oldugunu dusunuyorum. Onun icin restorant sayisi cok fazla. Marketlerdeki dondurulmus gidalarin cokluguna ve heryerde gorebileceginiz mikrodalga firinlara da bakabiliriz tabii.
Eglence aliskanliklari Turkiye’dekinden cok da farkli degil. Sehirde cok guzel kafeler ve barlar var. Haftasonlari dolup tasiyor. Gece hayatindan hoslanmadigim icin ben pek takilmiyorum. Sadece kafa dengi arkadaslarim gittigi zaman gidiyorum.

Yemekler
Amerikaya gelirken, buraya onceden gelip de valizindekilerden baska gobegine de yeni kilolar ekleyip Turkiye’ye donen bir suru insanin hikayesini dinlemistim. O yuzden biraz merak da ediyordum acikcasi bu adamlar ne yiyorlar diye! Salaklari kaziklamak ve siskolari tatmin etmek uzerine kurulmus bir sistemin oldugunu soyleyebilirim. Genelde acik bufe yemekler var. 7-8 dolari veriyorsun istersen 10 tabak ye, 30 bardak ic! Yaklasik 60 cesit de yemek var! Acik bufe olmayan yerlerde de 1bardak parasi odedikten sonra istedigin kadar icki icebiliyorsun. Kendine hakim olamadigin takdirde ayda 10 kilo almak isten bile degil. Onun icin cok acikmadigim zaman acik bufeye gitmiyorum.


Arkadaslar
Kesinlikle arkadas edinmek icin cabalamak lazim. Cok bireyciler. Bu isleri zorlastiriyor. Kendi aralarinda da bizim Turkiye’de yaptigimiz gibi muhabbet ettiklerini dusunmuyorum. Okuldaki gruplasmalar da bazen dikkat cekiyor: Hintliler, siyahlar, Meksikalilar en kalabalik gruplar. Yine de simdiden bir cok arkadasim var. Mesela bir tanesi Heather (Heather ismiyle 3. defa karsilasisim! –bizim Ayse gibi bir sey herhalde:o)
Heather sinif arkadasim, ayni zamanda exchange ofiste calisiyor. Ailesi de Stillwater da yasamasina ragmen tek basina kaliyor. Duvarlarini Beatles posterlerinin susledigi cok guzel bir evi var. Ama onu benim gozumde ilginc kilan Stillwater gibi ultra-muhafazakar bir sehirde Bush’tan nefret etmesi, International Socialist Review okumasi, Michael Moore hastasi olmasi vs. Hakkaten farkli birisi.
Bunun disinda, Almanya’dan gelen exchange ogrencileriyle Turkiye’nin AB uyeligi mevzusunu konusmak, Italyanlarla makarna ve pizza uzerine sohbet etmek ve Isveclilerle sosyal demokrasi uzerine fikir alisverisi yapmak, Meksikalilardan chili isimli yemegin Meksikada kac yuz cesiti oldugunu ogrenmek de gayet hos.

Futbol
Amerikan futbolu Stillwater’da hayatin gidisatini etkileyen onemli aktivitelerden biri. Iki tane futbil ligleri var. Biri profesyonellerin ligi biri de kolej ligi. OSU’nun takimi kolej liginin iyi takimlarinda biri. Stadyumun kapasitesi 45 bin kisi. Ve kapasite artirma calismalari yapiyorlar. 60 bine cikacakmis. Mac gunu kampus bayram yerine donuyor. Insanlar aksam 7’deki mac icin sabah 11’den itibaren kampuse gelmeye basliyorlar. Biletler 30 dolar civarinda. Ama macin ikinci yarisindan sonra bedava girebiliyorsunuz ki ben kurallari bilmedigim icin son 30 dakikayi izledim. Inanilmazdi! Bir kovboy sarkisi esliginde tezahuratlar yapiliyor, rakip takim taraftarlariyla evsahibi takimin taraftarlari karisik oturuyor, kufur yok!
Iste yasadigim yer, okul, insanlar, aliskanliklar, arkadaslar boyle... Umarim Turkiye’de de isler yolundadir, internetten takip ettigim kadariyla hic oyle gorunmese de!

yemi


Yemi yurttaki arkadaslarimdan biri. Super dans ediyor :o)

swimming pool


Okulun guzel bir havuzu var. Sabah 6.30 dan aksam 8'e kadar acik. Yuzmeyi seviyorsaniz yasadiniz :o) Yukarida soldaki Venu. Elektronik Muhendisliginde doktora yapiyor. En sagdaki ise Meksikali arkadasim David. O da benim gibi exchange ogrencisi.

rhythm of life

Bu fotografi, 3-9 Temmuz 2005 arasinda Ankara-Amasra-Safranbolu'da gerceklestirilen uluslararasi genclik projesinde cektim. Butun proje boyunca Urdunlu arkadaslarimizin ellerinden dusmeyen darbukanin yorgun ve huzurlu halini anlatmak istedim...

silence of the photos

O gun, Safranbolu'da gunes, Avrupa'nin ve Ortadogu'nun farkli ulkelerinden genclerin cektikleri fotograflari selamlayarak batti...

balikcilar


Ankara-Ulus Hali (2004)

ortakoy

Ortakoy(Istanbul): Istanbul'da yasanmaz diyenlerden olsam da Ortakoy'de dolasmayi cok severim. Bu fotografi Ortakoy sokaklarinda dolasirken cekmistim.

ephesus / efes

efes(kutuphane)

wine and light / sarap ve isik

fire dance / ates dansi

Temmuz 2005 Safranbolu-Turkiye

August 30, 2005

my cousins

Sibel and Altan... They are my cousins.

gunesin altinda efes!

This photo was taken in Ephesus by Melis. From left, my close friend Doga, Pelin and me.

aLp

Gokdelenlerin arasinda sevimli bir dost... Yaptigi espriler yuzunden Manhattan'daki kopruler bile sallaniyormus :o)

August 29, 2005

Yuzu(n)(m)(muz)

Yüzü(n)(m)(müz)

artik senin yeni bir yüzün var;
içinde geçmisimizi aradigim (unuttugum)
ayrik otlariyla dolu bir bahçe
simdi yüzün,
herkesin geçtigi,
saygisizca gezindigim!

yeni bir yüzüm oldu benim de,
seninle,
hüzünle!
yagmur besleyen bir gökyüzü
simdi yüzüm,
yüzüme dokunma!

(ortak) bir yüzümüz oldu sonunda
kirginliklarla ayrilan,
ayriliklarla toplanan
yüzümüz!
aynalarin göstermedigi
ikiyüzlü...

(19-22 Mayis)

Kivanç

sahilde


Ilk siluet fotograf denemem. Kusadasi sahilinde bir Temmuz gunu cektim bu fotografi. (Tugbacim tesekkurler.)

karisik bir deniz!

gizli-yeni / hidden-new

yeni bir yüzüm var artik
yepyeni...
gizli bir yüzümüz var
ortak, ölümcül bir sir gibi


geceden sabaha yeni izler
yarattik...
biraktigimiz yerden baskalari devam edecek...

yeni bir utanç gizli aramizda artik
öldüren bir utanç...

birbirimize söyleyemediklerimizi
baskalari düsünecek

günlüklerimizden gizli anilarimiz var artik
yazarsak ölürüz!

gözlerimizde yeni bakislar var artik
kimse göremeyecek...

yine bir baharla
yeni bir zamana döneriz...


Kivanç (18.04.2005- Ankara)

melis


(ODTU-Ankara) Meliscim, iyi yolculuklar...

ufaklik


Sevinc... Her ne kadar fazla makyaj yapanlardan pek hazzetmesem de kardesimize bi torpil gecelim artik :0)

basar, ceren, ben ve tuna nehri bir de slovakya

Bu fotograf 2004 Ekiminde Macaristan'da cekildi. Arkada Tuna Nehri, karsisi ise Slovakya. Arkadaslarim, Ceren ve Basar.

seda...


Seda... Fotografta gorundugunden cok daha guzeldir kendileri :o) Bizim gruba ilk geldigindeki o sessiz halinden hemen kurtuldu. Olimpos'ta Emre'nin yakaladigi ahtapotu gormek icin yuzerek onlarin yanina gitmistim. Sonra donuste kucuk taslarla dolu kumsali ciplak ayakla yurumek gibi bir hata yapinca kumsalin ortasinda kalmistim. Terliklerimi getirerek Okay'la birlikte hayatimi kurtardilar. Dahasi, birsey anlatirken masaya vurdugumda korkudan sicramasini arada bir hatirlar gulerim hala. Son olarak, kendisine yemek borcum bulunmaktadir ki tamamen ODTU'deki yazarkasanin bozuklugundan ileri gelmekte olup Turkiye'ye doner donmez odeyecegimdir! (Sedacim itiraz etme sakin, yoksa tikky derim bak!! :o)

hande

hi to seattle from native america...