March 9, 2016

hiç










sessiz günlerin tanıklığında yitiyoruz,
rayların üstünde değil
gecenin izinde bütün trenler
güneşin doğmadığı bir yere gidiyoruz

bir yerlerde mavi olmalı gökyüzü,
saklanan mutlu günler olmalı

yine de...

giyerek şimdinin alacakaranlığını
yaşanmamış günlerimize gidiyoruz

gecenin izindeki trenlerden
ve geceye dalan yüzlerden
dökülüveriyor:

hiç gelmesin donuk yaz
hiç gelmesin, hiç gelmesin…

k.


February 21, 2016

yalnızlar ordusunun komutanına



“Kalkın. Tüm ellerinizi uzatın bana. Tutmak istiyorum. Sizleri yemyeşil çimenler üzerine çıkaracağım. Soluk yüzlerinizi güneşlerle yıkayacağım. Irak ülkelere gideceğiz. Oralarda kara bir ay ağaçlar arasına akmış. Ağaçlar yüksek. Sık. Uğulduyorlar geceleri. Gün ışığını avuçlarımıza alacağız. Gelin. Kalkın. Uzatın ellerinizi.” (Kalanlar, s.16)

Tezer Özlü, 18 Şubat 1986’da zor dayandığı dünyamıza veda etti. Otuz yıl geçmiş aradan. Onu okuyan epey insan ona yaşamdan çok ölümü yakıştırmakla kalmadı, ölme biçimi olarak da intiharı iliştiriverdiler yakasına.

Tezer Özlü, bana kalırsa, ne ölümdü ne de intihar. Yeni bir düzen ve yaşam hayalinin öfkeli arayıcısıydı. Statülerden, sınırlardan, aile denen kafesten, günümüzün başarı anlayışından uzak, özgür bir dünyayı özleyen yalnızlar ordusunun komutanıydı.

Kitaplarındaki grilik karşı çıktığı toplumun onda yarattığı bulantının rengiydi. Bu griliğin içinde dolaşırken, hep bir yerlerde; belki bir dağın ardında, belki bir barikatın arkasında, belki iyi insanların arasında güneşli ve gülümseyen bir dünyanın olduğu fikri içime yerleşti. Acıma duygusunun hakkını gerçek anlamda verenlerin, Tezer Özlü’yü okuyup hala uyum sağlayanlar, düzenin kötülüğünün farkında olup tercihini yine düzenden yana kullananlar ve itiraz etmeyenler olduğu düşüncesi de.  

Nelere katlanamadığını, maruz kaldığı hayatın çelişkilerini ortaya dökerek anlatan, anlattıkça da imkansızlığın büyülü kıyılarına daha çok yaklaşan Tezer Özlü’yü, dünyamız giderek daha zor dayanılır olurken hatırlamak ve hatırlatmak istedim.

k.

August 21, 2015

mutsuzluk seyircisi


fırtınaya dönsün diye umarak sesim
fısıldadım ona, ne olduğunu:
- Mutsuzluk seyircisi

ve sordum
peşine geceleri takan bir öfkeyle:
- Bu nasıl bir mevsim?

biliyor mu mutsuzluk seyircisi?
gözlerinin önünde devinen dünyamda
boşa geçmiş ayların uğultusu giderek çoğalır
akmayan hayatların, işlemeyen saatlerin
kafese dönüşen korkunç gürültüleri büyür!

bilmeli mutsuzluk seyircisi:
yaz yağmurlarını özledim,
toprak kokusunu, çocuk gözlerini,
yolları ve ege ormanlarını...
özledim sahilde gün batımına benzeyen kadını,
o hiç gelmeyen kadını.

bilir mi mutsuzluk seyircisi?
artık sabaha yaklaştığımı,
şu karanlık gecenin
içimdeki limanların ateşiyle
yandığını...

k.

(Fotoğraf: Père Lachaise Cemetery, Paris - 2013)