November 22, 2005

mis'li gecmis bir adamim ben (Kaybedilenlerin anisina)


Bir varmis bir yokmus... Ben de bir varmisim bir yokmusum. Cocuklarin dinledigi bir masalin degil devletin yazdigi bir korku filminin figuraniymisim. Zaman, sonbahar yapraklarini savurdugu gibi savurmus beni de... Mis’li gecmis zamanlarin icinde hayal meyal hatirlanan bir yuz oluvermisim! Mezarimi kaybetmis, vucudumda iskence izleriyle cirilciplak ortalikta kalmisim.
Susmusum, sesimi kesmisler. Hucrelerde usumusum. Ben usudukce onlar soymuslar. Soymuslar ve dovmusler. Bana benzerlermis vururken (hatirlamiyorum bile), elleri, kollari, ayaklari varmis... Ama bilmiyorum, benden biraz uzaklarmis galiba... Onlar vurdukca aramizdaki benzerlik ellere, kollara ve ayaklara inmis. Onlar vurmus ben olmusum. Sonra mi? Sonra da kaybolup mis’li gecmisler mezarligina atilivermisim.
Adim silinmis kayitlardan ki bunu yillar sonra gazetelerden ogreniyorum. Ben bir oluyum aslinda ama gazete okuyabiliyorum. Hadi biraz daha bahsedeyim size kendimden. Bugunlerde canim sikkin biraz, konusmam lazim.
Ben bir oluyum yukarida yazdigim gibi. Ulkemde dus kurmanin bedelini kaybolarak odedim. Mezarim bile olmadigi icin aranizda dolasiyorum hala. Gectigimiz yillarda annemi gormek icin Galatasaray Lisesi’nin onune giderdim. Her Cumartesi. Istanbul gunesi insanlarin icini isitirken, ben bir kosede oturur, anneme bakip aglardim. Annem de aglardi. O bana aglardi. Ben de onun bana aglamasina. Polisler annemi suruklediler bir keresinde. Ben o gun bir daha kayboldum! Annemin elinde benim eski bir fotografim olurdu kimi zaman. Yuzum kansizdi o zamanlar. Daha gozaltina alinmamistim henuz. Aranizdaydim.
En son bir cemsenin arkasindan gordum gokyuzunu. Griydi. Bir veda havasi vardi o gun Istanbul’da. Beni gecirdikten sonra aglamis, diger kayip arkadaslarim soylediler. Ben de aglayacak gozyasi kalmamisti, o yuzden basimi havaya kaldirip tesekkur ettim sadece. Sonra uzun uzun baktim Istanbul’a. Eski bir sevgili gibiydi! Eksikti ve yaraliydi. Tipki icinde kayboldugum bu ulke gibi. Yanaklari yeni gozyaslarina hazirlaniyordu.
O cemse beni son duragima goturdu. Bilmiyordum tabi mis’li gecmislere karisacagimi. Gozluklerimi, kemiklerimi ve ruhumu parcaladilar sirayla… Bagirdim, haykirdim ama yine de engelleyemedim onlari. Yillar kadar coktular. Ama vurdukca azaldilar. Ben de kaybolarak cogaldim ve her Cumartesi Istanbul’un orta yerinde gulumseyen bir fotografa donustum!
Iste ben buyum. Araniza karismis, mezarini arayan bir oluyum. Yerde miyim, gokte miyim? Gercekten hala anlayamadim. O hucreden ciktiktan sonra dagildim. Soludugunuz havadayimdir belki de, belki de ictiginiz suda. Belki de hala kaybetmeye devam ettiklerinizi mis’li gecmisler ulkesinde karsiliyorumdur. Bu ulkede sadece bazilarinin bildigi, benim de bildigim ama soyleyemedigim bir yerdeyimdir belki de. Gozyaslarinizdayimdir, Kiziltepe’de babasiyla birlikte vurulan cocugun ufacik vucudundayimdir, kafasini duvarlara vura vura oldurdugunuz gazetecinin alnindaki mor renkteyimdir, belki de kamyonlara arkadan carpan bazi arabalarin icindeki adamlara hesap soruyorumdur. Kisacasi yillardir bu ulkenin gizli kapakli butun dehlizlerinde kimselere gorunmeden dolasiyorum ben. Icimde yasayamadigim bir hayati tasiyarak. (Kivanc)

No comments:

Kış dönümü...

Yılların ardından… bir merhaba – uzaklarda kalan kendime de! İçtenlikle...   Yazarım belki bundan böyle. Kapattığım kapılar açılır, küfleri ...