April 9, 2012

meral okay'a...



'mutluluk en çok onun hakkı'

canın tende değildi:
yangınlı bir arafta,
camdan bir kuğuydun.

alevli göçebe, yaman sevgili!
diri atlar gibi uçarak
nisan rüzgarlarıyla
despinanın masasına oturdun!

ve geldi o bomonti'den koşarak
ellerinde yıllanmış çiçekler...

Kıvanç (Nisan 2012, Ankara)

January 24, 2012

dünyalılar

tekinsiz telaşlar otoyolunda
kafkaesk adımlarla ilerliyorsun
ışıkları yutan ellerin
ufukları süzen kör gözlerin var

gökdelenlerin arasına çamaşır asıp gülüyorsun
tüllerinde o eski şarkılar
ifadende sonsuzluğa uçan bir şeyler var

alelade dünyalılar küflü rıhtımlara sıralanmışlar:
düştü düşecek birisi!
sınırsız öfken onu da yutacak

dur artık!

yoruldu bütün dünyalılar...


Kıvanç (Ocak 2012, Ankara)

January 13, 2012

Lefter Küçükandonyadis...


Lefter Küçükandonyadis... Ait olduğun yerdesin. Fenerbahçelilerin kalbindesin. Yannis Ritsos dizeleriyle uğurlamak isterim seni: "Bedenin koca bir donanma – denizaltılar, zırhlılar, kruvazörler; demir alıyor gürültüyle; sular akıyor güvertede; direkten denize atılıyor bir miço."

January 8, 2012

tunalı tüneli

farlar el atıyor
buzlu kaldırımlara,
caddenin yakalarına.

açılıyor bir akşam
çorabı kaçıkların topuklarına:
serseri kaldırımlarıyla.

güzellik hiç terk etmiyor seni,
yüzünde hep o tebessümlü geçit töreni.
yüzün:
zamanın alkış tuttuğu bir tünelde
kalanların en güzeli.

kaçık çoraplarınla, geçerken
bu ayazdan,
biliyorsun:
ömrün hala ankara!
ve bu şehrin bütün anahtarlarını
sen tutuyorsun.

Kıvanç (Ankara, Kasım 2011- Ocak 2012)

December 5, 2011

'nereye gidersem gökyüzü benimdir'



"......Aydınlık bir kış sabahıydı. Annem karşıladı, Hrant'ların acılı evine doğru giderken ayakkabı boyacısı bir çocuk gördük yolun üzerinde. Boya sandığına çarpıp kırmışlardı. Tek başına bütün gün ev geçindiren, ekmek teknesi elinden gitmiş bu çocuğun, hayatının büyük bir bölümünü yetimhanelerde büyümüş sonra da Anadolulu kimsesiz ve yoksul çocukların sığındığı Tuzla Ermeni Çocuk Kampı'nda geçirmiş olan Hrant'ın bize hoşça kal işareti olduğunu da düşünmedik değil." (Şafak Pavey, Nereye Gidersem Gökyüzü Benimdir, s.182)

October 31, 2011

bahçemiz




bir beklemektir tutturmuş dünya
şu saatleri kavanoza koyun azizim!


anız küllerinden bir şala sarılı
bahçemiz

bu bahçemiz bizim
bütün sonsuzlukları
suni teneffüsüyle ısıtıyor

gecenin tülünü aydınlatan nefesinle
doldur beni
düşeyim şu balkondan
gökyüzünün caddelerine
ve serinliğine senin

zamanımı masala çevir benim
yüzümü yamaçlarına

tren dolusu yolculuklara çıkalım
gidelim...

Kıvanç (Denizli-Ankara, Eylül-Ekim 2011)
Fotoğraf: Kuşadası sahili, Mart 2011

October 9, 2011

geniş zamanın bahçesinde


Saf ve Düşünceli Romancı'da Orhan Pamuk'un altını çizdiği 'romanın merkezi' parmakla işaret edilesi bir somutluğu değil de romanın atmosferini, olay örgüsünün bütününü ve romanın bizde bıraktığı tadı belirtir. Merkezin apaçık belli olmadığı romanlarda okur romanın havasını solumak için çabalar. Merkezin kendisini erken ele verdiği romanların tadı tuzu -belki de bu acelecilikten- pek yoktur.

'Bir Zamanlar Anadolu'da'yı izledikten sonra Pamuk'un üstünde durduğu 'merkez' kavramını bir kez daha sorguladım. Filmde kahramanlarımızın (savcı, polis, jandarma, şoför, kazma, kürek) peşine düştükleri ve sonrasında buldukları ceset ve otopsi aşaması, Anadolu'da uzayıp giden yolların, karanlık, sıkıcı, donuk taşranın kuşatıcı duvarında soluk fotoğraflar gibi duruyorlar. Zaman, yönetmenin diğer bütün filmlerinde olduğu gibi kahramanlarımızı ezerek yavaşça ilerliyor.

Filmdeki bütün hareketleri ve kahramanlarımızın hayatlarını perde gibi kuşatan can sıkıntısı, sonsuzluk ve tekrar eden manzara bir girdap gibi her şeyi yutuyor. Başka bir ifadeyle olup bitmekte olan her şey (konuşma, hareket vs.) Ceylan'ın fotografik bir anlatımla tanımladığı bu sonsuz zamanın prizmasından geçerek bir anlam kazanıyor. Ve duvardaki yerine yerleşiyor.

"Bir Zamanlar Anadolu'da" üzerine düşünmeye psychogeography okuması yaparak devam edersem belki filmin bende bıraktığı etkiyi daha iyi açıklarım.

k.

Kış dönümü...

Yılların ardından… bir merhaba – uzaklarda kalan kendime de! İçtenlikle...   Yazarım belki bundan böyle. Kapattığım kapılar açılır, küfleri ...